DOLAR 8,4249
EURO 10,0100
ALTIN 490,74
BIST 1.393
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 36°C
Sıcak
İstanbul
36°C
Sıcak
Cts 36°C
Paz 35°C
Pts 36°C
Sal 38°C
























































Davutoğlu: “Ülke yangın yerine dönmüş, devletin sorumlu en üst iki makamı suskun”

Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, gündeme dair açıklamalarda bulundu. Davutoğlu açıklamaında şu ifadeleri kullandı: “Ülke gündemi …

Davutoğlu: “Ülke yangın yerine dönmüş, devletin sorumlu en üst iki makamı suskun”
21.06.2021
A+
A-

Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, gündeme dair açıklamalarda bulundu. Davutoğlu açıklamaında şu ifadeleri kullandı:

“Ülke gündemi ve parti faaliyetlerimiz ile ilgili yoğun bir haftayı geride bıraktık; yeni ve daha yoğun bir haftanın da eşiğindeyiz.

Geçen haftaya Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Başkan Biden ile yaptığı görüşme sonrasında 1915 olayları için “hamdolsun gündeme gelmedi” demesinin ağır utancı ve hayal kırıklığı ile başlamıştık.

Hergün ortaya dökülen yolsuzluklar ve devlet yönetiminde yaşanan ciddiyetsizlikler genç-yaşlı, kadın-erkek her vatandaşımızın gelecek kaygısını daha da derinleştirdi.

“Artık bu kadar olmaz, olamaz” diyeceğimiz her çizgi aşılıyor.

İşte bu şartlar altında partimizin kuruluş gerekçeleri de her geçen gün biraz daha haklılık ve anlam kazanıyor. Bunu alanda gördüğümüz yoğun ilgi ve beklentiden açık bir şekilde görüyoruz. 

Geçen hafta Perşembe gününden Pazar gününe kadar çalışkan ve mütebessim insanların diyarı, ülkemizin Avrupa’ya açılan kapısı Trakya’daydık.

Perşembe günü Tekirdağ’da Çorlu ve Çerkezköyde, Cuma günü Kırklareli merkezde ve Pehlivanköyde, Cumartesi günü yine merkezde ve Babaeski’deydik.  

Gençlerimizle, çiftçilerimizle, esnafımızla, emeklilerimizle, emeklilikte yaşa takılanlarımızla, muhtarlarımızla, sivil toplum kuruluşu temsilcilerimizle, yerel basınımızla, youtube kanallarımızla özetle Trakya’nın yiğit ve vatanperver insanlarıyla buluştuk.

Adım adım çarşıları, sokakları, tarlaları gezdik.  Çerkezköy ve Kırklareli kongrelerimizi yaptık, Çorlu, Babaeski, Pehlivanköy parti merkezlerimizi açtık.

Yüreğimize kadar işleyen feryatları dinledik, vatandaşlarımızla diz dize, göz göze, gönül gönüle konuşarak küllenen umutları yeniden alevlendirmeye çalıştık.

Kim ne derse desin tablo açıktır: geçmişte bu iktidara destek vermiş olanlar da dahil olmak üzere artık herkes yeni bir dönemin başlaması gerektiğinde ittifak ediyor.

Köhnemiş bir düzenin kendini yenileyemeyeceğini artık herkes görüyor. Ve yine herkes yıllardır anlatmaya çalıştığımız gerçekleri görerek bugün artık bize hem hak veriyor hem de destek veriyor.

Derin bir dip dalga geliyor arkadaşlar. Bu dip dalga samimiyetiyle, cesaretiyle ve tecrübesiyle kendini ispat etmiş olan Gelecek Partisi kadrolarına doğru akıyor.

Bütün bir ülke ve toplum olarak, çok ciddi bir beka sarmalının içinden geçmekteyiz.

Yeni değil, uzun süredir bu durum böyle.

Ama bu, iktidarın bahsettiği ve sizleri gayrı meşru yollarla korkuttuğu bir beka sorunu değil.

Bu beka sorunu, bizzat bu iktidarın kendisi.

Beka sorunu, bizzat bu ucube cumhurbaşkanlığı sisteminin yarattığı cendere.

Onlar istiyorlar ki, sizler hep korkular içinde kalın,

beka sendromundan hiç çıkamayın ki onlar da gemilerini yüzdürebilsinler.

Onlar istiyorlar ki, onlar hakkı, hukuku, adaleti çiğnesin,

kurumları tarumar etsin,

yandaşlarının ceplerini doldursun,

ama sizler korkularınız içinde sessiz kalın.

Olan biteni sessizce onaylayın.

Yoksullaşma mı artmış,

Açlık sınırında olan kesimler mi katmerlenmiş,

Faiz lobisi ve Finans sektörü mü büyümüş ne gam!

Kendileri hamuduyla götürsün,

Müteahhitleri zengin etsin,

Yollara köprülere, salgın dönemlerinde bile dolar üzerinden milyarlarca ödeme yapsın,

Sizler kanaatkar olun, anlatılan hikayelere inanın,

Gayrı meşru yollarla elde ettikleri servetleri “Emanete hıyanet” olarak değil, güç elde etme yolunda ganimet olarak görün!

Evet, onlar ganimeti paylaşırken, sizlerin bunu ülkenin bekası için zorunlu bir paylaşım olduğunu düşünmenizi istiyorlar.

Bu ganimeti ceplerine değil, düşmanla mücadele için harcadıklarını düşünmenizi istiyorlar.

Keşke sadece birbirlerinin otellerine, marinalarına çökseler;

Keşke sadece birbirlerinden rüşvet isteseler,

Keşke sadece bu kirli çarkın içinde olanlar zarar görseler bu olan bitenden.

Maalesef öyle olmuyor.

O tamahkarlık sınır tanımıyor.

O tamahkarlık İkizderelerde olduğu gibi, dağlara, tepelere, taşlara, göl kenarlarına da çöküyor.

Halkın özel mülküne de el atıyor.

O tamahkarlık size enflasyon, hayat pahalılığı, faiz olarak dönüyor.

O tamahkarlık size 2820 TL ile geçinmenin imkansız olduğu, yoksulluk sınırının 9000 TL’nin üzerinden olduğu bir ülke olarak dönüyor.

Tarlasını ekmeye çalışana pahalı mazot, gübre, girdi olarak dönüyor.

Çiftçi ürününü yollara, derelere döküyor; aldığı destek de kur artışı karşısında pul oluyor.

Vatandaş çarşıda, pazarda sebze-meyve alabilmek için kapanış saatlerini bekliyor.

Keşke bunların dünyalık hırsları sadece kendilerine zarar verse.

Bizde dönüp “Neyi paylaşamadıysanız gözünüze dizinize dursun, gözünüzü toprak doyursun” diyebilsek ama öyle değil.

O tamahkarlık, çiftçinin traktörünü haczederken acımasızca karşımıza dikilirken,

halkın 750 milyon dolarını medyaya peşkeş çekerken olabildiğince bonkörleşebiliyor.

Farkı şu; Çiftçiyi ağlatırken gözönünde olan tamahkarlık, yandaş işadamını güldürürken gizlenmek zorunda kalıyor!  

Ve maalesef, şeffaflığın üzerine beton dökerek kurdukları bu düzeneğin detayları, ancak içlerinden birine kazık atıldığında öğrenilebiliyor.

Bunlar son yıllarda iyiden iyiye büyüyen klikler arası rant savaşlarını size beka mücadelesi diye yutturmaktalar.

Kendi aralarındaki “tamahkarlık” yarışının adını beka savaşı koymuş bunlar!

Önce siyasal çıkar denklemini kurdular;

sonra da bu denklemi ayakta tutacak olan rant paylaşımını kurguladılar.

İsimlerini öğrendiklerimiz rant mücadelesinin vekalet savaşçıları.

Ülkede doğru düzgün bir hukuk düzeni, bir yargı sistemi olsa,

bu aracıların arkasındaki güçleri de öğrenmek işten bile değil.

Bir zamanlar iş gördürdükleri, rantı birlikte paylaştıkları adamı kazıklamasalar,

yerine başka çeteleri atamasalar bu kadarını da öğrenemeyecektik.

Hiç kimsenin bu milletin aklıyla ve vicdanıyla alay etmeye hakkı yoktur!
Ortada resmen kan ile kurulan bir kurtlar sofrası var.Eğer ortada birlikte kurulan bir düzen, gayri meşru ilişkiler söz konusu olmasa çıkıp yalanlamaları işten bile değildi.

Eğer ortada demokratik bir hukuk devleti olsa, araştırma soruşturma komisyonu derhal kurulurdu.

Eğer ortada günahkarlar olmasa, suça ortak olmadıkları için “hayır biz orada değildik” demeleri o kadar da zor değildi!

Elleri temiz olsaydı, dertleri hukuk devleti olsaydı,

bu ifşaatlardan ötürü memnun olurlar, devletin içindeki urları temizlerlerdi!

Ortada hakikaten adil bir devlet yönetimi olsa,

bu ifşaatları kendi içindeki suçluları bulmak için fırsat olarak görürlerdi.
Ortada bağımsız bir yargı olsa; “kimmiş bu otelde kalan kanun adamları, nasıl olup da bu işin içinde olurlar?” deyip derhal soruşturmalar başlatılırdı!

Ortada gerçekten bağımsız ve tarafsız bir yargı sistemi olsa;

“Onurlu bir savcı, davasından bir gün önce, nasıl olup firma sahibinin ofisindeki doğum günü partisine katılır?” diye yeri göğü inletirlerdi!

O adamın oteli tankla basmaya nasıl cesaret edilebildiğini,

arkasında kimlerin olduğunu araştırırlardı!
Eldeki devlet gücüyle de bir ‘Temiz Siyaset Reformu’ yapmaları işten bile değildi.

Nitekim bütün güç ellerinde. Bütün kurumlara hakimler.

Kim engel olabilir ki bütün bu süreçlere?

 Öyle ya;

Hani bakkal yönetmiyorduk ?!

Hani çadır devleti değildik ?!
Hani Muz cumhuriyeti değildik ?!

Sizlerin huzurunda soralım bu iktidara;

10 milyon Euro rüşvet iddiasının muhatabı gazeteciyi sorgulayabilecek,

Re’sen soruşturma başlatacak, o kliğin kimlerden oluştuğunu araştıracak savcı

bıraktınız mı bu ülkede?

Bu iddialar hem İçişleri hem de Adalet Bakanlığını itham altında bıraktığı halde hepsi lal kesilmiş durumda. Hepsi sus, pus.

Öyle ya, bunca iddia var ama Meclis bir araştırma-soruşturma komisyonu kuramıyor.

O komisyonun sağlıklı işleyebilmesi için İçişleri Bakanı görevden alınmıyor!

Aksine, “kulağının üstüne yat, artık konuşma” talimatları veriliyor.

Şimdi hangi savcı çıkıp;

“Kara para aklayanlar İçişlerine Bakanlığına çağrıldı mı,

Bilgilendirilip memleketten kaçışı sağlandı mı?” diye soruşturabilir ki?

Memleketin tek elden yönetildiği için, kimsenin aklına Adalet Bakanına çağrı yapmak da gelmiyor!

Şu acze bakın, memleketin içine düştüğü şu garabete bakın!

Hangi birine yanalım?

Hukuk devletinin üzerine beton dökülmesine mi?

Adalete ters kelepçe takılmasına mı?

Güvenliğimizin 28 Şubat artıklarının eline teslim edilmesine mi?

Meclisin fonksiyonlarının ayaklar altına alınmasına mı?

Mülkiyet hakkını tarumar eden borsaların kurulmasına mı?

Yoksa bütün bunları sorgulatacak demokratik iklimin zehirlenmesine mi?

Şimdi bütün günahkarlar oturmuş, bunlardan kazık yediği için kurdukları paktı bozduğunu ilan eden bir adamın susturulacağı zamanı bekliyor!

Toplumun geri kalanı da adamın başına bir şey gelmemesi için adeta niyaza durmuş vaziyette.

Ülkemiz açısından utanç verici, rezalet ötesi, onur kırıcı bir tablo bu.
Ama ülkenin halipürmelali bu!

İşte değerli kardeşlerim

Şimdi anladınız mı bizlerin başbakanlığına niye tahammül edemediklerini?

Bizler olsaydık, bunlar bu düzeni kurabilirler miydi?

Şimdi anladınız mı ‘Siyasi Etik Yasası’nı engellemek için neden 40 takla attıklarını?

Biz kalsaydık ve o yasalar çıksaydı, Milli Güvenlik Siyaseti arkasına saklanıp böyle bir harami düzeni kurabilirler miydi?

Bakanlığına dezenfektan satan haramiler üreyebilir miydi?

Şirketlerini yüzde 5700 büyütmeleri mümkün olabilir miydi?

Eşine şirket kurdurup ihale alımları sağlayan Sağlık Bakan Yardımcısı gibiler türeyebilir miydi?

Eğer bizler yönetmeye devam ediyor olsaydık “mal beyanı veremeyenler” siyasete dahil olabilirler miydi?

Şirketleri olup ticaretle iştigal edenler Bakan, Bakan Yardımcısı yapılır mıydı?

İşte buradan söz veriyoruz!

Birgün Allah izin verir de bu iktidara bizleri layık görürseniz;

Kim milletin hazinesine el uzatmaya kalkarsa o eli kurutacağız!

O ihale, şeffaflık, imar rantı yasalarını çıkartıp o tamahkarlıkların fırsat bulmasını engelleyecek; haramiliğin de kökünü kurutacağız!

15 Temmuz’dan bu yana attıkları “vatan-millet” sloganlarını şöyle bir gözünüzün önüne getirin!

Dün, 1990’lar Türkiyesinin günahkarlarına, elde ettikleri rant sorulduğunda “laiklik” diyorladı, “terörle mücadele”yi bahane ediyorlardı.

Bugün de bunlar besmele çeker gibi “Yerlilik-millik” türkülerini çağırıyorlar.

Bunu da beceremiyorlar artık!

Mızrak çuvala sığmıyor!

İBB’nin arsa-arazi yolsuzlukları soruluyor; bunlar çıkıp otuz yıl önceki “İSKİ Skandalı”ndan dem vuruyor!

Yüz milyonlarca liralık yolsuzluk iddialarına bulabildikleri cevap bu!

“EYT’linin gasp edilen hakları” diyorsunuz; pişkince “kaynağı nereden bulacaksınız?” diye soruyor.

Aslında o kaynakları nasıl kuruttuklarını da itiraf etmiş oluyor.

“EYT’liye çift dikiş yaptırmayız” diyenler çıkıp Mecliste utanmadan “bürokratların çifte maaşı”nı savunuyor!

“Ne var bunda?” diyor.

Ülkesinde 22 milyon insan maddi yoksunluk içinde, adamın umurunda mı?

Rol yapma ihtiyacı bile hissetmiyor.

“Huzur hakkı, ek ücret, kar payı”, diyerek 3-5 maaş alanların,

bu sistemden kaçmasınlar diye dağıtılan ulufeyi paylaştıklarını bildiği halde yüzü kızarmıyor.

Sisteme 3 milyon yoksul daha katılmış, bunlar 60 bin ila 160 bin TL arasında dağıtılan ganimetlerin peşindeler.

Gençler İş ve İşçi Bulma Kurumu’nun önünde kuyruk olmuş;

bunlar asgari ücretin 40-50 misli maaşlarla, kesemi daha fazla nasıl doldururum kaygısında.   

Aziz milletim, şimdi anladınız mı bunların neyin bekasıyla ilgilendiklerini?

Şimdi anladınız mı hangi vatanın hangi milletiyle ekmeklerini bölüştüklerini?

Hangi garip gurebanın derdiyle hemhal olduklarını?

Şimdi bunlar suç örgütü liderlerinin ifşaatlarına kızmasın da kim kızsın?

Bedavaya günlerini gün ettikleri otellerin adları kötüye çıktığında bunlar kahrolmasın da kim olsun?

Bir tarafta, kanser hastası olduğu halde cezaevinden çıkamayan insanlar,

diğer tarafta, abuk subuk kriterle insanların kurban seçildiği kaos ortamlarında ceplerini dolduran fırsatçılar, gerilim simsarları ve pandemi döneminin savaş zenginleri.

Bir tarafta, mafyayla ilişkileri olduğu iddia edilen siyasetçi, yargı mensubu, bürokratlar görevlerine devam ederken;

Diğer tarafta, bir haber paylaştığı için aylardır hukuksuzca hapsedilen İnsan hakları savunucuları.

O yüzden unutturulmak, yokluğa mahkum edilmek istenen bu pisliğin hesabını soracağız.

Cevaplamayan hukuk tanımazların kabusu olmaya da devam edeceğiz.

15 Temmuz’dan kısa süre sonra şehir şehir dolaştırılan,

“vatan-millet-sakarya” diyerek nice hukuksuzlukların üzerinin örtülmesini “dava şuuru” diye halka yutturan,

itiraz edenlere de “kripto, hain” diye bağırmaktan boğazları şişen utanmazların geçim yollarını sorgulama adına soruyoruz.

O mafyalara kimlerin, niçin vatandaşlık verdiği ortaya çıksın diye soruyoruz.

MASAK ve Çevre Şehircilik Bakanlığındaki bürokratların,

Kimler tarafından “FETÖ’cülük ithamı”yla teslim alındıkları,

hangi şantajların konusu oldukları ortaya çıksın diye soruyoruz.

O arlanmazların; o Allah’tan korkmaz kuldan utanmazların devlet içindeki ortakları ortaya çıksınlar diye soruyoruz!

Hepsinden önemlisi, ABD ile Türkiye’nin iade yarışına girdiği Sezgin Baran Korkmaz’ın başımıza açacağı dertler adına soruyoruz!

Şimdi biz yanalım da neye yanalım acaba?

Adamın Türkiye’de para aklamalarına göz yumulmasına mı?

Üç kuruş rüşvet için Yurtdışına kaçmasına sebebiyet verilmesine mi?

Hangisine?

Bu iş öyle mafyalarla hukuk dışı işler çevirip sonra da onları yurt dışına postalamaya benzemeyecek!

İnşallah, Reza Zerrab olayındaki gibi Türkiye’nin yine kıskaca alınacağı bir iklim oluşmaz!

Aziz Milletim şu geldiğimiz noktaya bakar mısınız?

Sorarım sizlere;

Ülkede gittikçe yok olan hukuksuzluğun yarattığı yolsuzluk ikliminde,

Türkiye’yi Okyanus adalarındaki gibi kara para aklama cennetine dönüştüren bu düzeni sorgulayanlar haklı mıymış değil miymiş?

Kimler göz yumdu bu işadamı kılıklıların icraatlarına,

Bunun karşılığında ne menfaatler edindiler?

Adamı Türkiye’de yargılama imkanı varken

kimler mal varlığı üzerindeki bloke ve tedbirlerin kaldırılıp ülkeden kaçışını sağladı?

Şimdi bunlar araştırılmayacak mı?

Ucu nereye kadar varırsa varsın sorgulanmayacak mı?

“Savcılar harekete geçmeli” diyenleri hala “mafya ağzıyla konuşma” diyerek paylayacak mısınız?

Bizlere dönük olarak “Mafyanın peşinden gidiyorsunuz; ispatlayın!” ithamlarına da iki kelam etmekte fayda var.

Yahu madem derdiniz ispatlamak; madem ki bu konuda samimisiniz,

O zaman soru önergelerini engellemeyip Araştırma-Soruşturma komisyonları kursanıza!

Yargıya başlarına bir şey gelmeyeceğine dair güvence versenize!

Bizim sizlerin yarattığı mafyadan ne beklentimiz olacak!

O işi sizler iyi bilirsiniz.

90’lardan, 28 Şubat’lardan, Jitem’lerden,

Toplumsal mühendislikleri birlikte kotardığınız ortaklarınızdan bilirsiniz!

O kültürü sizler iyi bilirsiniz.

Biz 28 Şubat’ın mimarı o kültür tekrar hortlamasın diye mücadele ederken siz o kültüre yaslandınız ve teslim oldunuz.

Bizler sırtımızı demokrasinin ve hukukun gücüne yaslarız.

Buradan besleniriz.

Bizler “Mafya kanunlarını” bilmeyiz.

Ama görünen o ki, sizlere seslenen eski ortağınız, sizin hangi dilden anlayacağınızı iyi biliyor.

Kanla kurulan ortaklığın ancak kanla bozulacağını sizlere hatırlatıyor.

Bizler, kurumları, seçimleri mutlak güç için araç kılmayız.

Bizler gerçeklerin karşısına talimatla vinçleri, tankları, savcıları çıkarmayız.

Demokratik kurumların kapanması, üzerlerine beton dökülmesi için avazımız çıktığı kadar bağırmayız.

Bunun ahlaksızlık, ilkesizlik olduğuna inanır; bunu zorbalık addedederiz.

Güç pahasına milleti yozlaştırmaktan haya ederiz.

Hele o milleti korkularla esir almak, adalet ve hukuk sevdalılarına, Allah’tan korkan, kuldan utananlara yakışmaz!

Bizim çocuklarımıza miras bırakmak istediğimiz ülke idealimiz sizlerin hayali bile olamaz.

O hayali kurmak için bilgi, tecrübe, ilim ve hepsinden öte inanç, fedakarlık, mücadele ve bedel gerekir.

Sizler bunları yolda bırakalı çok oldu, hala farketmez misiniz?

Sizler fedakarlıklarla yoğrulmuş en az üç neslin hayallerini katleden mirasyedilersiniz.

Sizler nişan yüzüklerini, ceplerindeki son lirayı, masasındaki son kokmayı ülkeyi adaletle yönetecek yeni bir nesil için infak eden çile neslinin değerlerini ayaklar altına aldınız, emeklerini heba ettiniz.

Onlar dava dediğimiz o değerler manzumesi için kendilerine emanet edilen  bir kuruşun hesabından korkuyorlardı; siz kaynağı belirsiz milyar dolarları sıradan rakamlar gibi telaffuz eden bir kültürel çürümüşlüğün temsilcileri oldunuz!

Millet bu yolsuzluklar dizisini hayretle izlerken toplumsal barışı yok etmek için harekete geçen çakallar ortalığı sarıyor.

Amaç belli: Toplumsal eğrilim ortamında bütün bu yaşananları unutturabilmek.

Aynen doksanlı yıllar gibi. Yani “Eski Türkiye” bütün ürkütücü karanlık yönleriyle tekrar arzı endam ediyor. 

Geçtiğimiz hafta HDP İzmir İl Binasına dönük, toplumsal barışımızı tehdit eden bir terör eylemi gerçekleştirildi.

Hemen ardından AK Parti Diyarbakır Hani İlçe tekilatına Molotof kokteyli atıldı, orası da kundaklanmak istendi. 

İzmir’deki saldırıda maalesef genç bir kızımızı kaybettik.

Kendisine Allah’tan rahmet, ailesine, yakınlarına ve HDP camiasına da bir kez daha başsağlığı diliyorum.

Ülkenin güvenliğinden sorumlu İçişleri Bakanı, bırakın olayla ilgili açıklama yapmayı, bu saat oldu, daha bir kınama mesajı bile yayınlamadı.

Belli ki zihni başka sorunlarla meşgul.  

Ya sayın Erdoğan? Ülkenin cumhurbaşkanı olarak, böylesi vahim bir hadiseyi gerçekleştiği saniyeler içerisinde kınamamak neyin göstergesidir?

Bu kınamayı, bir gün sonra, partisinin Antalya teşkilatındaki konuşmasına bırakmak bir sorumsuzluk örneği değil de nedir?

Ülke yangın yerine dönmüş, devletin sorumlu en üst iki makamı suskun!

Hadisenin vahametini, yönettikleri ve güvenliğinden sorumlu oldukları toplum katmanları kadar algılamaktan acizler!

Lakin bu olaylar vesilesiyle kendimize bir kez daha ve samimi şekilde sormalıyız:

“Bu cinayete cesaret veren iklimi oluşturan sebepler nelerdir?” diye.

Genel Başkan Yardımcımız Selçuk Özdağ’a ve gazetecilere saldıranların bırakın cezalandırılmayı ödüllendirildiği bir ortam ölümle neticelenecek olayların habercisi değil miydi?

O gün bu saldırganların serbest bırakılması için savcılara baskı tweetleri atan iktidar ortağı milletvekilleri bu gerilim ortamından mesul değiller mi?

Sayın Akşener’e yapılan provokasyonu “daha neler olacak neler?” diye mutlu bir tebessümle karşılayan Sayın Cumhurbaşkanı şiddet sarmalı bir kez işlemeye başladığında nerelere varabileceğini görmüyor mu?

Soruyorum şimdi sizlere;

Normal şartlarda, bir iktidarın, tırmanan siyasi şiddet ve terör olaylarının öncelikle kendisinin yönetme iradesine karşı gerçekleştiğini düşünmesi gerekmez mi?

Geçtik toplumu, toplumsal barışı, demokrasiyi falan, bunu, iç-dış odakların kendisine dönük bir tehdidi olarak algılaması gerekmez mi? 

Hiç olmazsa bu cepheden bir endişeye sahip olmalı değil midir?

Bu olayların devamının gelebileceği ve bir süre sonra tıpkı 90’larda olduğu gibi kontrolü de kaybedeceklerinden endişe duyulması gerekmez mi?

Oysa uyarmıştık!

Bir muhalefet partisi liderine yapılan saldırının ardından ‘bunlar daha iyi günleriniz;

daha neler olacak neler’ diyebilen bir zihniyetin, ülkeyi ne türden tehlikeli bir sarmalın içine ittiğini söylemiştik.

Siyasi partileri sürekli “terörle” eşitlemenin,

Liderlere, gazetecilere, siyasilere dönük saldırıları haklılaştırmanın,

“oluk oluk kan dökeceğiz” diyerek meydanlara salınanların yaratacağı tehlikeleri görmemek ancak bir siyasi körlükle mümkün olabilirdi!

Bu sözde “yalnız kurtlar”ı cesaretlendiren ortamı ellerinizle büyüttünüz.

Önce, siyasi güç adına 50+1 gerektiren bu ucube sistemi bu millete dayattınız.

Sonra, oyunu sizin kurallarınıza göre oynamaya çalıştığı halde muhalefeti terörle itham ettiniz.

Hukuktan, adaletten, ortak akılla siyaset etmekten uzaklaştığınız her dem size kaybettirdi, tabanınız eridi ve sizler daha da sertleştiniz!

Demokrasiyi önemseyen, hakkı ve adaleti gözetenlerle değil, güçten başka yol tanımayanlarla ortaklaştınız.

Eski Türkiye’nin aktörleriyle o ortaklığı pekiştirdiniz.

Sadece denizlerde kirlilik değil, siyasette de kirli salyalardan oluşan bir deniz yarattınız.

Tabanınızda bu kirliliğe ortak olmak istemeyenler sizi terkettikçe, halkı kutuplaştırmaya daha fazla yatırım yaptınız.

Elde kalan bakiyeyi kandırabilmek, onların korkularını pekiştirmek için siyasi alanın kirlenmesine daha fazla prim verdiniz.

Şimdi de ektiklerinizi biçmektesiniz!

Bir yandan Türkiye tarihinde olmadığı kadar terörün belinin büküldüğüyle övünürken, diğer yandan vahşi bir terör iklimi ülke içinde devam ediyormuş gibi halka korku pompalamayı sürdürdünüz!

Varsın ülke toplumsal bölünmelere maruz kalsın,

Varsın toplumun fay hatları yerinden oynasın,

Varsın demokrasi, hukuk ve adalet tırpanlansın,

Sizler paylaşmadan yönetme hırsıyla,

bu ucube 50+1 sisteminden vazgeçmedikçe ülkenin daha kötü bir yöne savrulduğunu görmek dahi istemediniz.

Belli ki bu körlüğün büyük ve önemli sebepleri var.

Belli ki yarattığınız ekonomi-politik musilajın, o çöp tepelerinin üzerinden kalkamıyorsunuz.

Belli ki esas korkunuz, gün gelip bütün bunların hesabının sorulacağı.

Kardeşlerim

Bir kez daha buradan ilan ediyoruz ki;

Çok açıktır ki; siyaseti zehirleyen konsolidasyon dili artık bumerang işlevi yerine getirmektedir.

Topluma zarar veren, siyaseti hedef alan, toplumsal barış açısından onulmaz yaralar açmış olan bu dil derhal terk edilmelidir.

Kutuplaşma ikliminin ülkeyi hapsettiği bu kısır döngüden çıkmak zorundayız.

Eğer bu iktidar ve ortakları;

Verdikleri “toplumsal barış” mesajlarının yerini bulmasını istiyorlarsa,

Geçmişte yaptıkları ‘suçu ve suçluyu övme’,

‘Halkı kin ve düşmanlığa sevketme’ yönündeki dil ve eylemlerini terk etmelidirler. 

Marmara Denizindeki musilajı temizlemekten daha acil olan husus; siyaseti hedef alan şiddet pisliği her yanı sarıp sarmalamadan gerekli önlemlerin alınmasıdır.

Dün, düz ovada siyaset için çırpınan bu iktidar aklını başına almalıdır!

Bir siyasal oluşumu terörize ederek, hedef göstererek, kapatmakla tehdit etmek ülkeye ve topluma hayır getirmez.

O partinin seçmenlerini bu şekilde yok saymak ve cezalandırmak, demokrasiye vurulacak büyük bir darbe olur.

Bugün Anayasa Mahkemesinin aldığı kararla HDP’yi kapatma davası ile ilgili iddianameyi kabul etmesi de ne demokrasiye ne de terörle mücadeleye hizmet eder.

Bütün bu yaşananlar terörün de ekmeğine yağ sürer.

Hani CB parti kapatmalara karşıydı?

Şimdi niye sesi çıkmaz?

Üç gün önceki saldırı sonrasında gelen bu kararın doğurabileceği sonuçları niye görmez?

Daha önce onlarca kez yaşanan parti kapatmaların o parti kitlesini kendi içine kilitlemekten başka bir işe yaramadığını niye görmez?

Görmez, göremez; çünkü artık Eski Türkiye zihniyetinin mahkumu oldu.

Bütün bu korku iklimi ile isteniyor ki halkın geniş kesimleri önce demokrasiden ve seçimden ümitlerini kessinler;

Sonra da ya iktidara mahkum olsunlar ya da terörize olarak otoriterliğe ve onun yol açtığı yolsuzluklara meşruiyet sağlasınlar.

Unutmayın; terörden sadece terör baronları değil; terörü bahane ederek kendi otoriter düzenlerini sürdüren vesayet baronları ve onları patronajlığında çalışan mafya ve uyuşturucu baronları da beslenir.

Hem dış politikada, hem de ekonomi ve hukuk alanında içinden geçtiğimiz sıkıntılı günleri de hesap ettiğimizde, geçmişte ödediğimiz faturalardan daha fazla bedel getirir.

İşte biz bu bedellerin bu aziz ülkeye tekrar ödettirilmemesi için ayaktayız ve mücadele ediyoruz.

Temiz Siyaset sadece yolsuzlukların değil terör baronlarının, vesayet baronlarının ve mafya baronlarının da yegane panzehiridir.

Onlar ne yaparlarsa yapsınlar biz bembeyaz gömleklerimizle temiz siyaset demeye, halkın temiz vicdanıyla buluşmaya devam edeceğiz.

Bu hafta TCMB PPK Faiz Kararını açıkladı.

“Sıkı Para Politikası duruşunu sürdüreceğini” ifade etti.

Güler misiniz ağlar mısınız?

“Peki bu durumda neden Naci Ağbal gitti?”

“Neden bu operasyon yüzünden 600 milyar liradan fazla zarara uğradık?” soruları şöyle bir kenarda dursun.

Zira başka müjdeler de var sırada!

Tarihte bir ilk yaşanıyor. Gayrimenkul alımı hariç olmak üzere yabancı sermaye ilk defa ekside.

Daha da önemlisi maalesef tarihte ilk kez bir imkansızı başardık.

Faizi, döviz kurunu ve enflasyonu birlikte yükseltmeyi başardık.

Bu, ülke tarihinde bir ilk. Hatta dünya ekonomi tarihinde bir ilk.

Uyarılarımızı bugüne dek hiç dinlemeyen,

“faiz-kur-enflasyon” üçgeninde ideolojik bir cehalette ısrar eden cahil ekonomi yönetimi,

Bu konuda da adını da tarihe kazımış oldu böylece!

Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK), 2020 yılına ilişkin Gelir ve Yaşam Koşulları Araştırması sonuçları da açıklandı.

Zenginin daha zengin, fakirin ise hem daha fakir, hem de fakirliğin tabana yayıldığını gösteren bu verilere göre gelir dağılımı son 11 yılın en kötü seviyesinde.

Toplumun en zengin yüzde 20’siyle en yoksul yüzde 20 arasında tam 8 kat fark oluştu.

Toprağı elleriyle bereketlendiren değerli çiftçi kardeşlerim;

Geçtiğimiz hafta Trakya’da, ülkenin en bereketli topraklarındaydık.

Kırklareli Ziraat Odaları ve ilçe başkanlarıyla toplantı yaptık; çiftçilerimizle buluştuk.

İnteraktif bir ortamda hem onları dinledik, hem de tarımda yapısal dönüşüm stratejimizin esaslarını kendileriyle paylaştık.

Bundan sonra da gittiğimiz her yerde çiftçilerimizle buluşacak ve bu istişarelerle desteklenmiş devrim niteliğindeki geniş kapsamlı tarımda yapısal dönüşüm stratejimizi hem genel çerçevesi hem de havza temelli uygulamaları ile ilan edeceğiz.

Biz Trakya’da bu temaslarımız yaparken ne biliyor musunuz?

Tarım Mahsulleri Ofisi 720 bin ton buğday ve arpa ithalatı kararı verdi.

Hasat mevsiminin ortasında ithalat yapılır mı beyler?

Sırf çiftçilerin alınterinin verileceği zamanda böyle alım yapılır mı?

Akıllarınca böyle yapmakla enflasyonla mücadele edecekler?

İyi de fiyatların yükselmesinini sebebi çiftçi mi?

Neden yükseliyor fiyatlar?

Çiftçimiz hırslı ya da çalışmıyor da ondan mı fiyatlar yükseliyor?

Hayır! Girdi fiyatları yükseliyor, mazot, gübre, yem, traktör, ekipman fiyatları artıyor

Peki bunlar niye yükseliyor?

Neden olacak, dolar yükseldiği için elbette!

Peki dolar neden yükseliyor?

Çünkü Türkiye’de cahil bir yönetim var.

“Dövizle mi maaş alıyorsunuz?” diye sorup ortadan kaybolan bir bakanla yönetildik yıllarca.

Ekonomiyi mahvetti, 128 milyar doları da buhar etti, çekip gitti!

Oysa ekonomi bir bütündür değerli arkadaşlar.

Bakın Trakya’da çiftçilerimizin dertlerini dinledik, dertler büyük.

Sadece girdi maliyetleri artmıyor;

Sadece destekler kur artışları yüzünden erimiyor

Topraklar da maalesef el değiştirerek tarım dışı alanlara kaçıyor.

Son yıllarda sadece Trakya’da 10 bin hektar alan tarımdan uzaklaştı.

Tarım dışı sanayileşme ile tarım politikaları arasındaki dengesizlik de cabası.

Çiftçiler Tarım Bakanının halktan kopukluğundan şikayetçi.

“Yarım saat konuştu, bizim dertlerimize sıra gelmedi” diye şikayet ediyorlar.

Çiftçilerle, Üretim maliyetleri, giderler, destekler, birim taban fiyatlar,

Aile İşletmelerinin yok oluyor oluşu,

Su ve Toprak Politikaları,

Havza Politikaları, Üretim Planlaması,

TARBİL, yani başbakanlığımız döneminde başlattığımız ama neden kaldırıldığını öğrenemediğimiz Tarım Dijital Bilgi Geliştirme Sistemi gibi konuların tümünü masaya yatırmaya çalıştık.

İnşallah tüm bunları sizlerle çok yakında paylaşacağız.

Bir başka konu da EYT’liler, yani Emeklilikte Yaşa Takılanlar meselesi.

Bu konuda da geçtiğimiz hafta EYT Dernekleriyle birlikte parti olarak basına açık geniş bir toplantı gerçekleştirdik.

Bildiğiniz üzere EYT mağduriyetleriyle Gelecek Partisi’nin kurulduğu ilk günden itibaren ilgilendik.

Mağdurları dinledik, onlarla görüşmeler yaptık.

Biz baştan bu yana, EYT mağduriyetleri için bütçe imkanları ve şartların  bahane edilemez olduğunu söyledik.

İstanbul’u felaketle karşı karşıya bırakacak olan Kanal İstanbul’a kaynak bulup insanların onurlu bir yaşam sürmeleri için nasıl bulunamaz?

Kullanılmayan yol ve havalimanlarına milyarlarca dolarlık garantiler verilirken,

yandaş medya finansmanı için kamu bankasının yüz milyonlarca lira zararına göz yumulurken,

bürokratlara bol sıfırlı maaşlar bağlanırken emeklilik hakları için asgari bir çözüm bulamamak mümkün müdür?

Beş milyonun üzerinde vatandaşımızın sorunlarına çözüm bulmak tercih değil zorunluluktur.

Çözümlerimizi 5 madde halinde kamuoyuyla paylaştık.

Buradan bir kez daha şunu belirtmek istiyorum ki

EYT meselesinin bütçeye getireceği yük, (EYT mağdurlarının yapacağı harcamalardan sağlanacak ilave vergi gelirleri ihmal edilse bile) milli gelirin sadece binde sekiz ile binde onu arasında olacağını hesapladık.

Altını bir kere daha çizmekte yarar görüyoruz;

Türkiye’de eksikliği çekilen şey kaynak değildir.

Eksik olan ehliyetli ve liyakatli yönetimdir.

Eksikliği çekilen dürüst ve şeffaf kamu yönetimi anlayışıdır.

Eksikliği çekilen yolsuzluğa bulaşmamış,

ahbap-çavuş kapitalizmine dönüşmemiş devlet yönetimidir.

Eksikliği çekilen israftan, gösterişten, yandaş kayırmacılığından uzak siyasettir.

Bizler Gelecek Partisi olarak, bütün bu sorunların çözüleceğine dair sizlere söz veriyoruz.

Çünkü hiç zor değil ama zorlaştıranlar var.

Yolsuzluklardan, rant paylaşım savaşlarından, yandaş kayırmacılıktan,

savaş fırsatçılığından kafasını kaldıramayıp ülkeyi sorunlar yumağına itenler var.

Oysa enflasyonun da, hayat pahalılığının da, tarımın da,

Emekliliğin de, asgari yaşam koşullarını sağlamanın da basit kuralları vardır.

Hukuk devletine yaslanabilmek asgari koşuldur.

Güvenilir bir ülke yönetimi oluşturmak toplumda sinerji sağlar.

Yerli üretici de, yabancı yatırımcı da bu güvene yaslanır.

Çetelerle ve çeteleşmiş düzenle mücadele,

Hukuk ve adaletin gereğini yerine getirmek 83 milyonun elini rahatlatır.

Ülke güven ve huzura kavuştuğunda,

temel haklar garanti altına alındığında her konuda istikrar sağlanır.

Gerisi liyakat ehli kadrolarla doğru planlamalar eşliğinde hareket etmektir.

Bu kara düzen yönetimden, bu ucube sistemden kurtulduğumuzda,

Ehliyet ve liyakata sahip kadrolarla, şeffaflık ve denetim temelli,

Kurallar ve kurumlara dayalı yepyeni bir sistem kurduğumuzda,

Sorunların çözümü için aradığımız kaynaklar kendiliğinden oluşacaktır.

Katma değeri yüksek üretimler gerçekleştirebilmek,

Ancak katma değeri yüksek değerlere tutunmakla mümkün olabilir.

Bu ise evrensel değerlere dayalı yepyeni ve kuşatıcı bir anayasayla mümkün olacaktır.

Hepimizi cendereye alan,

bitmez tükenmez güvenlik sendromlarıyla bizlere beka korkuları pompalayan,

bu ucube sistemden ve kadrolarından kurtulduğumuz gün,

ülke olarak rahat nefes alacağımız gündür.

Bunu siz, biz, bütün bir ülke halkı olarak elbirliğiyle başaracağız.

İmkansız diye bir şey yoktur.

Bu ülke ne badireler, ne darbeler, ne yozlaşma günleri geçirdi.

Hepsinin de üstesinden gelmeyi başardı.

Yeter ki bizler birbirimize güvenelim.

Bizleri bir yandan korkularla teslim alıp diğer yandan ceplerini dolduranların bu ülkenin gerçek beka sorunu olduklarını görelim.

Yalanın, dolanın, düzenbazlığın mimarı,

Toplumsal barışın, istikrarın düşmanı bu düzeni ve sahiplerini iyi tanıyalım.

Meşruiyetin sadece “seçilmişlik”te değil, insan haklarında, hukukta, adalette, demokrasiye bağlılıkta olduğunu unutmayalım!

Gün, bu değerler için mücadele günüdür!

Gün, azmi kuşanma günüdür!

Gün, elele verme günüdür!

Gün, birlikte mücadele günüdür!

Gün, gerçeklere gözümüzü açma cesareti gösterip yarınlarımızı birlikte inşa etme günüdür!

Sözlerime burada son verirken, hepinizi saygı, sevgi ve hürmetle selamlıyorum.

Allah’a emanet olun!”

Hibya Haber Ajansı

Bir önceki yazımız olan Endekste(XU100) trend değişimi zamanı geldi mi? başlıklı makalemizde Endekste(XU100) trend değişimi zamanı geldi mi? hakkında bilgiler verilmektedir.

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.